Sevgi mi Yoksa Kontrol mü?

Sevgi mi Yoksa Kontrol mü?

Sevgi mi Yoksa Kontrol mü?

Sanırım hayatta en çok karıştırdığımız şeylerden biri, birinin iyiliğini istemekle onun hayatını yönetmeye çalışmak arasındaki fark.

Çünkü “Ben senin iyiliğini istiyorum.” cümlesi kulağa çok güzel geliyor.

Ama bazen bu cümlenin içinde görünmeyen başka bir anlam daha oluyor:

“Benim doğru bulduğum hayatı yaşamanı istiyorum.”

Ve ikisi aynı şey değil.

Hepimiz bunu zaman zaman yapıyoruz. Çünkü sevdiğimiz insanların üzülmesini istemiyoruz. Yanlış karar vermesinler, hayal kırıklığı yaşamasınlar, canları yanmasın istiyoruz. Kendi yaşadığımız hataları onlar yaşamasın diye uğraşıyoruz.

Niyetimiz gerçekten iyi.

Ama iyi niyet, her zaman doğru sonuç doğurmuyor.

Çünkü bir insanı hayattaki bütün acılardan korumaya çalıştığınızda, aslında onun öğrenme hakkını da elinden almış oluyorsunuz.

Hata yapmak da hayatın bir parçası.

Yanılmak da.

Kırılmak da.

Hatta bazen çok kötü kararlar vermek bile.

Bugün dönüp baktığımızda bizi biz yapan şeyler, çoğu zaman en doğru kararlarımız değil; en yanlış sandığımız deneyimlerimiz oluyor.

İşte bu yüzden, birinin yerine sürekli düşünmek, karar vermek, onu yönlendirmek ya da her adımına müdahale etmek aslında iyilik değil.

Bu, onun kendi hayatını yaşamasına engel olmak.

Ebeveynlik burada biraz farklı elbette.

Çocuklarımız küçükken onları korumak, sınır koymak ve yönlendirmek bizim görevimiz.

Çünkü henüz deneyimleri yok.

Ama bir gün geliyor ve çocuklarımız büyüyor.

İşte o gün, bizim de değişmemiz gerekiyor.

Çocuk yetiştirmeyi bırakıp yetişkin bir insanla ilişki kurmayı öğrenmemiz gerekiyor.

Bence en zor kısmı da bu.

Çünkü alışkanlıklarımız kolay değişmiyor.

Kontrol etme isteği ise çoğu zaman sevgi kılığına giriyor.

Ben 54 yaşındayım.

Ve hâlâ annemin bazen bana “Senin iyiliğin için söylüyorum.” diyerek hayatıma müdahale etmeye çalıştığını hissediyorum.

Onun beni çok sevdiğini biliyorum.

Kötü bir niyeti olmadığını da biliyorum.

Ama yine de içimde bir yer inciniyor.

Çünkü bana, kendi kararlarımı verebilecek biri olarak değil de hâlâ yönlendirilmesi gereken biriymişim gibi davranıldığını hissediyorum.

Bu yüzden kızlarımla ilişkime özellikle dikkat etmeye çalışıyorum.

Her zaman başarabiliyor muyum?

Muhtemelen hayır.

Ama en azından bunu fark etmeye çalışıyorum.

Çünkü yetişkin bir insana sürekli akıl vermek, çoğu zaman yardım etmek gibi değil, “Sen tek başına doğru kararı veremezsin.” demek gibi hissediliyor.

Ve bunu söylemeden de hissettirebiliyoruz.

Galiba sevgiyle kontrol arasındaki en büyük fark burada ortaya çıkıyor.

Kontrol, yön verir.

Sevgi ise alan açar.

Kontrol, kişinin yerine karar vermek ister.

Sevgi, kendi kararını vermesine izin verir.

Kontrol, “Ben daha iyi biliyorum.” der.

Sevgi ise, “Senin kendi yolunu bulabileceğine güveniyorum.” diyebilir.

Belki de birine verebileceğimiz en büyük destek, onun yerine yürümek değil, yürürken yanında olabilmektir.

Zorlanırsa yardım etmek…

İsterse fikrimizi söylemek…

Ama direksiyonu hiçbir zaman elimize almamak.

Çünkü bazen bir insana verebileceğimiz en büyük hediye, ona güvenmektir.

“Kendi yolunu çizebilirsin.

Ben buradayım.”

Belki de gerçek iyilik tam olarak budur.

kontrol, ilişkilerde kontrol, ebeveynlik, sınır çizmek, sağlıklı iletişim, kişisel gelişim, farkındalık

Hayatın Kendisi Bu…

Son yazılarımdan ilk siz haberdar olabilirsiniz. Bir adım önde olmak ve hiçbir şeyi kaçırmamak için hemen abone olun!

Hayatın Kendisi Bu...

Son yazılarımdan ilk siz haberdar olabilirsiniz. Bir adım önde olmak ve hiçbir şeyi kaçırmamak için hemen abone olun!

Okumaya Devam Edin