Kişisel Gelişim Yarışı: Neden Kendimize Sıkılma İzni Vermiyoruz?

Kişisel Gelişim Yarışı: Neden Kendimize Sıkılma İzni Vermiyoruz?

Kişisel Gelişim Yarışı: Neden Kendimize Sıkılma İzni Vermiyoruz?

Eskiden canımız sıkılırdı. Hem de bildiğiniz, katıksız can sıkıntısı… Evde yapacak bir şey bulamaz, televizyonu açar, beş dakika sonra kapatır ve öylece otururduk. Bazen camdan dışarı bakar, bazen bir arkadaşımızı arar, bazen de hiçbir şey yapmazdık. Ve işin güzeli, bunun için en ufak bir suçluluk duymazdık.

Şimdi ise iki dakika boş kaldığımızda elimiz refleks olarak telefona gidiyor. Bir video izliyoruz, yorumlara dalıyoruz, oradan başka bir içeriğe, ardından bir habere, bir mesaja derken… Bir bakmışız yarım saat uçup gitmiş. Biri ne yaptığımızı sorsa cevabımız hazır: “Hiç…” İşin komik tarafı da bu ya; hiçbir şey yapmadığımızı söylerken bile zihnimizi aralıksız bir şeylerle dolduruyoruz.

Ama bu da yetmiyor tabii. Bir de kendimizi sürekli “geliştirmemiz” gerekiyor.

Sabah 05.00’te kalkacağız, sporumuzu aksatmayacağız, sağlıklı besleneceğiz, kitap okuyup meditasyon yapacak, podcast dinlerken yabancı dil öğreneceğiz. Bir yandan kariyeri tırmanıp iletişimimizi düzeltecek, diğer yandan çocukluk travmalarımızı iyileştireceğiz… Bir noktada insan gerçekten durup kendine sormadan edemiyor: “Ben insan mıyım, yoksa sürekli güncelleme alması gereken bir mobil uygulama mı?”

İşin tuhafı, bütün bunları yaptıkça kendimizi daha yeterli hissetmemiz gerekirken tam tersi oluyor. Çünkü her sabah ekranı açtığımızda karşımıza bizden “daha iyi” bir versiyon çıkıyor. Daha erken kalkan, daha fit olan, daha çok seyahat eden, daha başarılı ve bütün bunları yaparken nedense hep sakin kalmayı başarabilen birileri mutlaka var. İnsan bir süre sonra kendi hayatını yaşamayı bırakıp başkalarının hayatıyla yarışmaya başlıyor.

Sonra da hayatın geri kalanında bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. İşe yetiş, spora yetiş, arkadaşlara, aileye, hatta “kendine vakit ayırmaya” yetiş… Dinlenmeyi bile bir yarışa çevirdik. Tatile gidiyoruz ama o bile başlı başına bir program: Sabah kahvaltısı, deniz, müze turu, akşam şık bir restoran ve tabii gün batımı fotoğrafı. Dönüşte de “Çok güzel tatildi ama inanılmaz yorulduk” diyoruz. Tabii yorulursun; sen tatile gitmemişsin ki, yoğunlaştırılmış bir programa katılmışsın.

Dinlenmek bile artık takvime bağlanması gereken bir aktivite. “Pazar günü hiçbir şey yapmayacağım” diyoruz ama o “hiçbir şeyi” bile organize ediyoruz: Kahvaltıdan sonra yürüyüş, ardından biraz kitap, sonra film… Bir tek gerçek boşluk yok o listenin içinde.

Belki de bu yüzden sıkılmayı unuttuk. Oysa can sıkıntısının kötü bir şey olduğundan o kadar da emin değilim. İnsan biraz boş kaldığında zihni de başka türlü çalışmaya başlıyor. Daha önce hiç aklına gelmeyen fikirler, uzun zamandır vermediği kararlar ya da sürekli ertelediği o derin sorular bir yerden çıkıveriyor. Sürekli bir şeyler tüketirken kendi iç sesimizi ne zaman duyacağız ki?

Belki de biraz daha az şey yapmaya ihtiyacımız var. Her boşluğu doldurmaya çalışmadan, her günü verimli geçirmek zorundaymışız gibi hissetmeden, kendimizi sürekli düzeltilmesi gereken bir proje gibi görmeden…

Bir akşam telefonu bir kenara bırakıp sadece kahvemizi içebiliriz mesela. Kimseye yetişmeden, yeni bir şey öğrenmeden, kendimizi geliştirmeye çalışmadan… Hatta biraz canımızın sıkılmasına bile izin vererek.

Çünkü insanın her Allah’ın günü daha mükemmel bir versiyonuna dönüşmesi gerekmiyor. Bazen olduğumuz halimizle koltuğa uzanıp “Bugün de böyle olsun” diyebilmek hayatın en güzel parçalarından biri.

Sonuçta hayat tamamlanması gereken bir yapılacaklar listesi değil. Ve sanırım hepimizin arada bir o listeyi kapatıp, ne yapacağını bilmeden öylece oturmaya ihtiyacı var.

Çünkü belki de hayatı bir yerlere yetiştirmeye çalışırken, hayatın kendisini kaçırıyoruz.

kişisel gelişim, can sıkıntısı, yavaş yaşam, verimlilik, modern hayat, sosyal medya, dijital yaşam, mutluluk, hayat, kendini geliştirmek
kişisel gelişim, can sıkıntısı, yavaş yaşam, verimlilik, modern hayat, sosyal medya, dijital yaşam, mutluluk, hayat, kendini geliştirmek

Hayatın Kendisi Bu…

Son yazılarımdan ilk siz haberdar olabilirsiniz. Bir adım önde olmak ve hiçbir şeyi kaçırmamak için hemen abone olun!

Hayatın Kendisi Bu...

Son yazılarımdan ilk siz haberdar olabilirsiniz. Bir adım önde olmak ve hiçbir şeyi kaçırmamak için hemen abone olun!

Okumaya Devam Edin