Algoritmalar Bizi Birbirimize mi Benzetiyor?

Algoritmalar Bizi Birbirimize mi Benzetiyor?

Algoritmalar Bizi Birbirimize mi Benzetiyor?

Son zamanlarda Instagram’da biraz fazla vakit geçirince aynı şeyi fark ediyorum. Sanki ne izlersem izleyeyim, bir süre sonra karşıma onun başka bir versiyonu çıkıyor. Bir video izliyorum, sonra bir tane daha, sonra bir tane daha… Beşinci videoda artık “Ben bunu az önce izlemedim mi?” diye düşünüyorum. Sonra fark ediyorum ki hayır, aynı video değilmiş. Sadece videoyu çeken kişi değişmiş.

Aynı müzik, aynı kamera açısı, aynı mimikler, aynı konuşma şekli… Hatta bazen aynı cümle: “Kimse bunu bilmiyor ama…” Bir dakika. Madem kimse bunu bilmiyor, bunu söyleyen neden 500 kişi var?

Bir süre sonra bunun sadece sosyal medyayla ilgili olmadığını fark ettim.

Mesela yeni açılan kafelere bakıyorum. Büyük bir kısmı birbirinin aynısı. Ahşap masa, sarı ışık, açık tuğla duvar, birkaç dekoratif bitki ve tabii ki menüde flat white. Tabelayı görmeseniz İstanbul’da mısınız, Berlin’de misiniz, Seul’de misiniz anlamak bazen gerçekten zor.

Arabalar da öyle. Eskiden uzaktan bir araba gördüğümde markasını hemen anlardım. Şimdi logoyu kapatın, çoğu birbirine benziyor. Yüzler bile değişti. Bir dönem herkes aynı dudaklara, aynı buruna, aynı çeneye sahipmiş gibi görünmeye başladı. Sanki estetik dünyasında “Bugün ne yapalım?” diye bir toplantı yapılıyor ve herkes aynı kararı veriyor.

Bunun adı moda mı?

Tabii ki modanın payı var. Ama bence mesele bundan biraz daha büyük.

Algoritmalar hayatımızı sadece izleme biçimimizden değil, üretme biçimimizden de etkilemeye başladı.

Eskiden bir şey yaparken “Ben bunu seviyor muyum?” diye soruyorduk. Şimdi farkında olmadan bir soru daha soruyoruz: “Bu tutar mı?”

İçerik üreten bunu düşünüyor. Restoran açan düşünüyor. Marka düşünüyor. Mimar düşünüyor. Hatta bazen biz bile günlük hayatımızda neyin “iyi görüneceğini” düşünmeye başladık.

Çünkü görünür olmak istiyoruz.

Ve görünür olmanın bir formülü varmış gibi davranıyoruz.

Bir şey çok izlendi mi benzerini yap. Bir video formatı tuttu mu onu kullan. Bir başlık çok tıklandı mı biraz değiştirip tekrar kullan. Bir dekorasyon tarzı Instagram’da çok beğenildi mi herkes aynı kafeyi açsın.

Sonra da dönüp “Her şey neden birbirine benziyor?” diye şaşırıyoruz.

Aslında cevabı biraz kendimizde.

Çünkü farklı olmak riskli.

Diyelim ki bir şey ürettiniz ve gerçekten size ait. Daha önce yapılmamış, biraz tuhaf, biraz farklı. İnsanların hoşuna gidip gitmeyeceğini bilmiyorsunuz. Belki çok sevilecek, belki kimse anlamayacak. Ama aynı şeyi daha önce yüz bin kişi yapmışsa en azından bir güvenlik alanınız var.

İşte algoritmalar da tam olarak bunu seviyor gibi geliyor bana. Tanıdığı şeyi. Daha önce işe yarayanı. İnsanların tepki verdiğini bildiği şeyi.

Sonra hepimiz aynı şeyi yapıyoruz.

Algoritma onu daha fazla insana gösteriyor. Daha fazla insan görüyor. Daha fazla insan aynısını yapıyor. Sonra algoritma onu tekrar gösteriyor.

Derken ortada kocaman bir “aynısını yap” sistemi oluşuyor.

Ve işin komik tarafı, bundan en çok şikâyet edenler de yine biziz.

“Eskisi gibi güzel içerik yok.”

Tabii yok.

Herkes aynı tarifi yaparsa mutfakta sürpriz kalır mı?

Herkes aynı kafeyi açarsa şehirlerin karakteri kalır mı?

Herkes aynı şeyi söylerse yeni bir fikir nasıl çıkacak?

Bence bizi asıl yoran da biraz bu.

Hepimiz farklı şeyler görmek istiyoruz ama farklı bir şey görünce de hemen anlam veremiyoruz. Alıştığımız formatın dışında bir şey gördüğümüzde “Bu ne şimdi?” diyoruz. Sonra da algoritma bize tekrar tanıdık olanı getiriyor.

Belki de bu yüzden bu kadar çabuk sıkılıyoruz.

Çünkü sürekli yeni bir şey görüyoruz ama aslında aynı şeyi görüyoruz.

Bir de algoritmaların sadece neyi gördüğümüzü değil, neyi sevdiğimizi de etkileyebileceğini düşünüyorum.

Bir şeyi gerçekten seviyor muyum, yoksa karşıma sürekli çıktığı için mi artık hoşuma gidiyor?

Bir şarkıyı gerçekten güzel buluyor muyum, yoksa son üç haftadır her videoda duyduğum için beynim onu tanıdığı için mi seviyorum?

Bir kafeyi gerçekten beğendim mi, yoksa Instagram’da otuz kere gördüğüm için bana “güzel bir yer” gibi mi geliyor?

Bunları kesin olarak cevaplamak kolay değil.

Ama arada kendimize sormakta fayda var.

Çünkü bence asıl mesele algoritmaların varlığı değil. Sonuçta hayatımızı kolaylaştırdıkları da oluyor. Yeni şeyler keşfediyoruz, ilgimizi çekebilecek insanlara ve fikirlere ulaşıyoruz.

Mesele, bir noktada algoritmanın neyi sevdiğini öğrenip bizim de onu sevmeye başlamamız.

Belki de arada biraz algoritmayı şaşırtmak gerekiyor.

Herkesin gittiği yere gitmemek.

Herkesin izlediği şeyi izlememek.

Bir şeyi sırf popüler diye sevmemek.

Ve belki de sırf algoritma göstermiyor diye güzel bir şeyin kötü olduğuna karar vermemek.

Çünkü özgünlük biraz da böyle bir şey.

Her zaman çok farklı olmak değil.

Bazen sadece herkesin yaptığını yapmak zorunda olmadığını hatırlamak.

Bir dahaki sefere keşfet sayfanızda aynı videonun 87. versiyonunu gördüğünüzde bir saniye durup düşünün.

Gerçekten bunu mu beğeniyorum, yoksa bana sürekli gösterildiği için beğendiğimi mi sanıyorum?

Bence bu soruyu arada kendimize sormak fena fikir değil.

Çünkü algoritmalar neyi göreceğimize karar verebilir.

Ama en azından şimdilik, neyi gerçekten sevdiğimize kendimiz karar verelim.

algoritmalar, sosyal medya, özgünlük, Instagram, dijital dünya, içerik üretimi, teknoloji, tüketim kültürü, yapay zeka, trendler, kişiselleştirme

Hayatın Kendisi Bu…

Son yazılarımdan ilk siz haberdar olabilirsiniz. Bir adım önde olmak ve hiçbir şeyi kaçırmamak için hemen abone olun!

Hayatın Kendisi Bu...

Son yazılarımdan ilk siz haberdar olabilirsiniz. Bir adım önde olmak ve hiçbir şeyi kaçırmamak için hemen abone olun!

Okumaya Devam Edin