Bir kafede oturup çevrenize baktığınızda, aynı masadaki insanların birbirlerinin gözlerine değil, avuçlarının içindeki ışıklı ekranlara baktığını görmek artık hiçbirimizi şaşırtmıyor. Tam da bu yüzden, son yıllarda ilişkiler üzerine yapılan sohbetlerde hep aynı cümleyi duyuyoruz:
“Eskisi gibi erkek kalmadı.”
Elbette bunun karşısında söylenen başka bir cümle de var:
“Kadınlar da eskisi gibi değil.”
Aslında ikisi de doğru. Çünkü değişen sadece kadınlar ya da erkekler değil; hayatın kendisi. Teknoloji, şehir yaşamı, çalışma biçimleri ve dijital dünya, hepimizi fark etmeden dönüştürdü. Bu dönüşüm ise en çok kadın-erkek ilişkilerinde hissediliyor.
Tepkisellikten Kopuşa: Radikalleşen Dil
Ancak bu beklenti karmaşası ve iletişim kopukluğu bazen çok daha uç noktalara varabiliyor. Genç kadınlar arasında erkekleri sadece beğenmemekle kalmayıp, işi tırnak içinde “alt ırk” gibi oldukça sert, aşağılayıcı ve radikal ifadeler kullanmaya kadar götüren bir dille karşılaşıyoruz.
Kulak tırmalayan ve ilk bakışta sert kaçan bu tarz ifadeler, aslında aradaki uçurumun ne kadar derinleştiğinin bir göstergesi. Bir taraf konfor alanına çekilip edilgenleştikçe, diğer taraf bu pasifliğe hayal kırıklığı ve öfkeyle yanıt veriyor. Fakat birbirimizi kategorize etmek ve aşağılamak, sorunu çözmek bir yana, iki tarafı da gerçek ilişkilerden ve empatiden biraz daha uzaklaştırıyor.
Avcı-Toplayıcıdan Ekran İnsanına
İnsanlık tarihinin büyük bölümünde erkekler hareket etmek zorundaydı. Avlanıyor, uzun mesafeler yürüyordu, risk alıyor, çözüm üretiyor ve fiziksel olarak sürekli aktif kalıyordu. Eskiden yönünü doğaya ve gökyüzüne bakarak bulan insanoğlu, bugün harita uygulaması olmadan iki sokak öteye gidemez hale geldi.
Bu durum sadece kas gücüyle ilgili değildi; aynı zamanda karar verme, liderlik etme ve belirsizlikle mücadele etme becerilerini de geliştiriyordu.
Bugün ise tablo tamamen farklı. Sabah bilgisayar başında başlayan gün, yine bir ekran karşısında sona eriyor. Çalışırken bilgisayar, molada telefon, akşam bilgisayar oyunu ya da dijital platformlar… Modern dünyanın sunduğu konfor, hareketi hayatımızdan sessizce çıkardı.
Sorun teknoloji değil; sorun, gerçek hayatın yerini sanal dünyanın almaya başlaması.
Maskülenlik Kas Gücü Değildir
Maskülenlik denildiğinde çoğu kişinin aklına fiziksel güç geliyor. Oysa maskülenlik bundan çok daha fazlası:
- Sorumluluk alabilmek,
- Karar verebilmek,
- Zor zamanlarda sakin kalabilmek,
- Üretebilmek ve risk alabilmek,
- Bir hedefin peşinden kararlılıkla gidebilmek…
İnsanları peşinden sürükleyen şey çoğu zaman bu duruştur. Modern yaşam ise bu özelliklerin kullanılmasına her geçen gün daha az ihtiyaç duyuyor. Her şey daha güvenli, daha kontrollü ve daha dijital hale geldikçe insanlar da doğal olarak daha pasif yaşamaya başlıyor. Bu durum sadece erkekleri değil, kadınları da etkiliyor.
Kadınlar da Değişti
Son elli yılda kadınların hayatındaki değişim belki de tarihte hiç olmadığı kadar büyük oldu. Kadınlar daha fazla eğitim alıyor, kariyer yapıyor, ekonomik özgürlük kazanıyor ve hayatlarının sorumluluğunu çok daha fazla üstleniyor.
Bu değişim, ilişki beklentilerini de doğal olarak değiştirdi. Bugün birçok kadın, yanında yürüyebileceği, birlikte karar alabileceği, güçlü ama baskıcı olmayan, kendini geliştiren ve hayatın içinde olan bir partner istiyor.
Aslında aranan şey “eski erkek” değil; aranan şey, hayata karşı canlılığını kaybetmemiş bir insan.
Dijital Dünya Bize Ne Yaptı?
Bilgisayar oyunları, sosyal medya ya da dijital platformlar tek başına kötü değil. Sorun, bunların gerçek hayatın yerine geçmesi.
- Bir oyunda seviye atlamak, gerçek hayatta yeni bir beceri kazanmanın yerini almıyor.
- Sosyal medyada saatler geçirmek, gerçek arkadaşlıkların yerini doldurmuyor.
- Sanal başarılar, gerçek üretmenin verdiği tatmini uzun vadede sağlayamıyor.
Beynimiz sahte ödüllerle dopamini alıyor ama hayatımız olduğu yerde sayıyor. Belki de birçok ilişkide hissedilen o kronik durağanlığın temelinde tam olarak bu var.
Güç Değil, Enerji Çekicidir
Çekicilik çoğu zaman fiziksel görünümden çok yaşam enerjisiyle ilgilidir.
Merak eden, üreten, hedef koyan, yeni şeyler deneyen, spor yapan ve hayata aktif olarak karışan insanlar çevrelerine doğal bir enerji yayarlar. Bu enerji kadınlarda da erkeklerde de büyüleyicidir. Tam tersine; sürekli erteleyen, hiçbir hedefi olmayan, risk almayan ve konfor alanından çıkmayan insanlar zamanla çevreleri için de ilham verici olmaktan uzaklaşır.
Kadın-Erkek Meselesi Değil, İnsan Meselesi
Bence bugün yaşadığımız sorun, erkeklerin kadınlardan ya da kadınların erkeklerden daha güçlü olması değil. Asıl mesele; modern hayatın hepimizi biraz fazla konforlu, biraz fazla hareketsiz ve biraz fazla yalnız hale getirmesi.
Saatlerce ekran başında yaşayan insanlar, ister kadın ister erkek olsun, zamanla gerçek hayattan uzaklaşıyor. İlişkiler de bundan payını alıyor.
- Hiçbir algoritma, birlikte geçirilen kaliteli zamanın yerini tutamıyor.
- Hiçbir bilgisayar oyunu, gerçek bir başarı hissini tam anlamıyla yaşatamıyor.
- Hiçbir sosyal medya beğenisi, gerçekten değer gördüğümüz bir ilişkinin verdiği duyguyu karşılamıyor.
Son Söz
Belki de yeniden sormamız gereken soru “Gerçek erkek nasıl olmalı?” ya da “Modern kadın neden değişti?” değil…
“Modern hayat bizi nasıl değiştirdi?”
Çünkü sorun kadınlarda da değil, erkeklerde de değil. Sorun; hareket etmeyi, üretmeyi, mücadele etmeyi ve gerçek hayatın içinde olmayı yavaş yavaş unutuyor olmamız.
Belki de yeniden çekici olmanın yolu, daha güçlü görünmeye çalışmak değil; hayatın içine yeniden karışmaktır.







Bir yanıt yazın