Işık Kirliliği Sadece Yıldızları mı Çaldı?

Işık Kirliliği Sadece Yıldızları mı Çaldı?

Işık Kirliliği Sadece Yıldızları mı Çaldı?

Geçenlerde Mürefte’deydik.

Her akşam yatmadan önce küçük bir ritüelimiz oluştu. Eşimle sahildeki banka oturuyoruz, dalga sesini dinliyoruz ve gökyüzüne bakıyoruz.

Telefon yok. Televizyon yok. (Aslında var, ama evde.)
Sadece biz, deniz ve milyonlarca yıldız.

Bir akşam eşim sessizliği bozdu:

“İstanbul’da neden bu kadar az yıldız görünüyor?”

İlk aklıma gelen cevap çok basitti: “Işık kirliliği.”

Ama sonra durdum.
Acaba kaybettiğimiz şey sadece yıldızlar mı?

Çocukken Gökyüzü Daha mı Kalabalıktı?

Size de katılır mısınız bilmiyorum…
Çocukluğumda gökyüzü sanki daha büyüktü.

Belki gerçekten öyle değildi. Belki sadece daha çok bakıyorduk.
Eskiden yıldız sayardık, şimdi bildirim sayıyoruz.

Şimdi kafamızı kaldırmıyoruz bile. Kaldırsak da manzara belli:

Apartman. Reklam panosu. Bir de bulutlara vuran turuncu şehir ışıkları. (Yani gökyüzü değil, İstanbul’un kendi tavanı.)

Samanyolu mu? Onu ancak telefonun duvar kâğıdında görüyoruz.

Sadece biz de değiliz üstelik. 2016’da yayımlanan bir ışık kirliliği atlasına göre insanlığın üçte birinden fazlası, yaşadığı yerden Samanyolu’nu göremiyor. Avrupalıların yaklaşık yüzde 60’ı, Kuzey Amerikalıların ise neredeyse yüzde 80’i.

İnsanlık Binlerce Yıl Yukarı Bakarak Yaşadı

Bugün canımız sıkılınca telefona bakıyoruz. Eskiden insanlar gökyüzüne bakıyordu.

Yıldızlardan yön buluyorlardı. Mevsimleri takip ediyorlardı. Masallar uyduruyorlardı. Tanrılarını gökyüzüne yerleştiriyorlardı. (Yani dünyanın ilk içerik üreticileri onlardı. Algoritma yok, ekran yok, sadece çok iyi bir gökyüzü ve çok iyi bir hikâye.)

Belki de ilk filozoflar, ilk astronomlar ve ilk şairler aynı şeyi yaptı. Gece başlarını kaldırıp merak ettiler:

“Biz burada ne arıyoruz?”

Bugün aynı soruyu sorsak muhtemelen yapay zekâya yazarız. Cevap üç maddede gelir. Hoşumuza gider ama yıldızlı bir gökyüzü kadar iyi gelmez.

Uzaya Gitmeden Yaşanan Bir Duygu Vardı

Astronotların sık sık anlattığı bir şey var. Dünya’ya uzaktan bakınca bütün dertlerin küçüldüğünü söylüyorlar.

Sınırlar…
Trafik…
Toplantılar…

Hepsi anlamsızlaşıyor. Bunun bilimsel bir adı bile varmış: Overview Effect.

Ama düşündüm de…
Eskiden bunun benzeri için roket gerekmiyormuş.
Başını kaldırıp Samanyolu’na bakman yetiyormuş.

O kadar yıldızın arasında insan ister istemez şunu hissediyor:

“Galiba dünya benim etrafımda dönmüyor.”

Ve itiraf edelim… Bu his bazen çok iyi geliyor. Üstelik bilet de yok, vize de.

Işık Kirliliği Sadece Astronomların Sorunu Değil

Eskiden ışık kirliliğini duyunca aklıma teleskoplar gelirdi. Meğer mesele çok daha büyükmüş.

Yıldızları göremeyince sadece gökyüzünü kaybetmiyoruz. Hayret etme duygumuzu da biraz kaybediyoruz.

Üstelik ışık kirliliği sadece gökyüzünde yok. Kafamızın içinde de var.

Şehir ışıkları en sönük yıldızları nasıl siliyorsa, bildirimler de en sönük düşünceleri siliyor. “Ben ne istiyorum?”, “Bu kadar önemli miydi?” gibi sessiz soruları artık duyamıyoruz. Geriye sadece en parlak ve en yakın olanlar kalıyor:

Biri sosyal medyada bir şey yazıyor, saatlerce moralimiz bozuluyor.
Trafikte biri korna çalıyor, bütün gün sinirliyiz.
Bir e-postaya geç cevap geliyor, kafamızda mini dizi senaryoları yazmaya başlıyoruz. (Üç sezon, final bölümü kavga.)

Belki de bu yüzden her şey bize olduğundan daha büyük görünmeye başladı. Elimizde kıyas yapacak bir gökyüzü kalmadı.

Yerine ekran geldi. Ekran da bize ne kadar küçük olduğumuzu değil, şarjımızın (ya da internet paketimizin) ne kadar az kaldığını hatırlatıyor.

Son Söz

Mürefte’de o bankta otururken anladım ki mesele yıldız görmek değilmiş.

Mesele, ara sıra başını kaldırıp kendine şunu hatırlatabilmekmiş:

Bu evren inanılmaz büyük. Ben ise onun küçücük bir parçasıyım.

Belki de modern insanın ihtiyacı daha güçlü projektörler değil. Ara sıra ışıkları kapatıp gökyüzünü yeniden görebileceği kadar karanlık geceler.

Bu akşam bir deneyin: Işıkları kapatın, balkona çıkın, bir dakika kafanızı kaldırın. Telefon içeride kalsın. Yıldız görürseniz ne âlâ. Görmezseniz de en azından kafanızı kaldırmış olursunuz.

Bu da güzel bir başlangıç.

ışık kirliliği, yıldızlar, Samanyolu, gökyüzü, Overview Effect, dijital detoks, hayret duygusu, huzur, Mürefte, kişisel yazı
ışık kirliliği, yıldızlar, Samanyolu, gökyüzü, Overview Effect, dijital detoks, hayret duygusu, huzur, Mürefte, kişisel yazı

Hayatın Kendisi Bu…

Son yazılarımdan ilk siz haberdar olabilirsiniz. Bir adım önde olmak ve hiçbir şeyi kaçırmamak için hemen abone olun!

Hayatın Kendisi Bu...

Son yazılarımdan ilk siz haberdar olabilirsiniz. Bir adım önde olmak ve hiçbir şeyi kaçırmamak için hemen abone olun!

Okumaya Devam Edin