Dan Brown’ın Sırların Sırrı’nı okurken bir yerde durdum. Savant sendromu ‘nu anlatırken beyni bir radyoya benzetiyor.

“Dünya sürekli yayın yapıyor,” diyor. Tüm frekanslar aslında hep var. Ama mesele yayın değil, alıcı.
Bazı dalgaları net çekiyoruz. Bazıları cızırtılı. Bazıları hiç yokmuş gibi.
Ve sonra bir travma oluyor. Bir kaza. Bir darbe. Bir sarsıntı. Radyonun ayarı değişiyor. Ve bir insan, daha önce bilmediği bir dili konuşmaya başlıyor. Ya da hayatında çalışmadığı bir alanda olağanüstü bir yetenek sergiliyor.
Peki bu gerçekten ne?
Savant Sendromu, genellikle otizm spektrumu gibi gelişimsel farklılıklarla birlikte görülen; matematik, müzik, görsel sanatlar veya takvim hesaplama gibi alanlarda dahi düzeyinde yeteneklerin ortaya çıkmasıdır.
Daha sarsıcı olanı ise “Edinilmiş Savant Sendromu”. Bir beyin sarsıntısı ya da felç sonrası, sıradan bir insanın bir sabah kalkıp piyano virtüözüne dönüşmesi gibi… Bilim bunu “Paradoksal Kolaylaştırma” ile açıklıyor:
Beynin mantık ve dil odaklı sol hemisferi bir hasar aldığında, o güne kadar baskı altında tutulan, yaratıcı ve bütüncül sağ hemisfer üzerindeki kilitler açılıyor. Filtre mekanizmaları çöküyor ve beynin daha önce uyuyan bölgeleri sahneye çıkıyor.
Yani mesele bir “mucize” değil; beynin organizasyonunun, bir hayatta kalma stratejisi olarak baskıladığı yeteneklerin serbest kalması.
Ama…
O “ama” kısmı beni düşündürdü. Eğer gerçekten bazı yetenekler sadece filtreler yüzünden görünmez haldeyse, biz normalde neyi kısmış yaşıyoruz?
Belki de “normal” dediğimiz şey, evrimin bizi hayatta tutmak için tasarladığı sınırlı bir ayardır. Beynimiz bizi her an etrafımızı saran o devasa bilgi ve frekans bombardımanından korumak için bir perde çekiyor olabilir. Çünkü her şeyi aynı anda hissetmek, duymak ve bilmek; delilikle dâhilik arasındaki o ince çizgide kaybolmak demektir.
Ben hangi frekansı kaçırıyorum?
Bu fikir hem büyüleyici hem de bir o kadar rahatsız edici. Potansiyel dediğimiz şey gerçekten içimizde mi, yoksa etrafımızda akıp giden ama bizim “duyamadığımız” bir yayın mı?
Eğer bir gün ayarlarım değişirse, ben yine “ben” olarak mı kalırım, yoksa bambaşka bir frekansa mı hapsolurum?
Kitap bitti ama ben hâlâ o radyoyu düşünüyorum. Belki de dünya sandığımızdan çok daha yüksek bir sesle yayın yapıyor. Biz sadece hayatta kalabilmek için, müziğin sesini kısmış dinliyoruz.
Not : Resimdeki kişi, Kim Peek olup hepimizin izlediği “Yağmur Adam” filmine ilham kaynağı olmuş ve kendisine Savant sendromu tanısı konmuştur.






Bir yanıt yazın