Yazarın İtirafı: Bu satırların yazarı olarak, İş Sağlığı ve Güvenliği (İSG) okudum, üzerine bir de bu alanda yüksek lisans yaptım. Yani teoriyi, kuralları, ergonomi risk analizlerini ezbere biliyorum. Peki, evde bu kuralların kaçını uyguluyorum? İşte orası tam bir muamma… Bu yazı, bilimin ışığında yürüyüp kanepenin konforuna teslim olan tüm İSG’cilerin, uzaktan çalışanların ve evdeki gizli denetçilerin hikayesidir.
Beynimizdeki İSG Uzmanı, Bedenimizdeki Asi
Yıllarca İSG eğitimlerinde ergonominin önemini dinledik, anlattık. Doğru sandalye, doğru masa, göz hizasında monitör, düz duran bilekler… Bilim haklıydı. Veriler ortadaydı.
Sonra uzaktan çalışma ve evden eğitim modelleri geldi. Ve milyonlarca insan, ergonomik sandalyesinin hemen yanında duran sehpaya geçip çalışmaya başladı.
Ergonomi aslında bir yalan değil. Ama ev ortamı onu zaman zaman komik bir masala dönüştürdü. Çünkü bizler, mükemmel çalışma ortamını kurup sonra onu kullanmamayı başaran ilk nesillerden biriyiz. Ofiste ergonomi eğitimi alıp evde ütü masasını çalışma masasına dönüştüren ilk nesil olabiliriz.
Tüketim Çılgınlığı: Verimlilik Makyajı
Uzaktan çalışma ve eğitim süreçlerine geçer geçmez hepimiz birer ergonomi uzmanına dönüştük. Ancak asıl amacımız sağlıklı çalışmaktan çok, “çalışmaya hazırlık alışverişi” yapmaktı.
O Kutsal Sandalye Bel destekli, nefes alan, boyun dostu, omurga onaylı sandalyeyi aldık. İlanlarda anlatıldığı kadarıyla bu sandalye neredeyse hayatımızdaki tüm sorunları çözecekti. Peki günün sonunda nerede çalışıyoruz? Kanepede. Yatakta. Mutfak masasının köşesinde. Sandalye ise çoğu zaman üzerine kıyafet bırakılan pahalı bir askılık görevi görüyor.
Monitör Kolları ve Yükselticiler Monitörün tam göz hizasında durması için aparatlar aldık. İki hafta boyunca büyük bir disiplinle kullandık. Bugün o monitör yükselticisi, kitapların altında kaybolmuş halde sessizce “Ben zamanında ergonomiktim” diye fısıldıyor.
Klavyenin Laneti “Düz klavyede çalışamam artık” dedik. Ergonomik, ayrık, bilimsel olarak tasarlanmış klavyeler satın aldık. Sonra alışmak zor geldi. Ve hepimiz dönüp laptopun küçücük klavyesinde çalışmaya devam ettik.
Özetle sorunu çözmek yerine, sorunu çözebilecek ekipmanı satın alarak rahatlayan modern insanlar olduk.
Duruş İhaneti: Kertenkele Pozunun Yükselişi
İSG eğitimlerinde anlatılan 90-90-90 oturuş kuralı ev ortamında anayasal düzen kadar ihlal ediliyor. Ev artık bir çalışma alanından çok, bir duruş deney laboratuvarına dönüştü.
Couch Commando (Kanepe Komandosu) Vücut yarı yatay. Laptop dizlerin üzerinde. Boyun yaklaşık 45 derece aşağı bakıyor. Bir süre sonra dizler uyuşuyor, sırt ağrıyor, boyun protesto ediyor. Bir İSG uzmanı bu görüntüyü görse muhtemelen sessizce emeklilik dilekçesini hazırlamaya başlar (ki o uzman şu an bu yazıyı yazıyor).
Mermaid Pose (Deniz Kızı Pozu) Bir bacak altta kıvrılmış. Diğeri yana doğru açılmış. Omurga geometri dersindeki eğriler konusuna dönüşmüş. Bu pozisyon estetik olabilir ama iskelet sistemi açısından pek savunulabilir değil.
Bed Boss (Yatak Patronu) Yastıklar monitör standı görevinde. Battaniye bel desteği olarak kullanılıyor. Bir noktadan sonra çalışıyor musunuz, uyumaya mı hazırlanıyorsunuz, ayırt etmek zorlaşıyor.
Tam bu esnada odanın kapısı açılıyor ve kızım Defne içeri girip o öldürücü darbeyi vuruyor: “Yine mi yatarak çalışıyorsun?!” İSG yüksek lisanslı bir ebeveyn olarak Defne’nin haklı eleştirilerine karşı üretebildiğim tek savunma ise şu oluyor: “Kızım, yatay pozisyonda yer çekimi omurgaya eşit dağılıyor, ben aslında şu an bilimsel bir şey yapıyorum…” Tabii Defne’ye çocukken halının üzerine yüzüstü uzanıp, dirseklerim çürüyene kadar ödev yapan bir jenerasyondan geldiğimi, bu yatay çalışma aşkının bana ata yadigarı olduğunu itiraf edemiyorum. Çocukken halının desenlerini ezberleyerek büyüyen birini, büyüyünce hangi ergonomik sandalye zapt edebilir ki? Ertesi gün boynumun kestiği o ağır fatura ise bilimi ve Defne’yi bir kez daha haklı çıkarıyor.
Sonuç: Sorun Ergonomide Değil
Ergonomi bize nasıl daha sağlıklı çalışabileceğimizi anlatıyor. Sorun şu ki insan davranışı, kullanım kılavuzlarını okumayı pek sevmiyor.
Evet, doğru oturmanın ne olduğunu biliyoruz. Evet, ergonomik ekipmanlara para harcıyoruz. Ve evet, buna rağmen günün yarısını kanepede yamuk yumuk oturarak geçiriyoruz.
Çünkü ergonomi mantığa hitap ediyor. Kanepenin köşesi ise duygularımıza.
Ergonomi aslında yalan söylemiyor. Belimizi kurtarmanın yolunu gayet net anlatıyor. Sorun şu ki ergonomi, insanın yarı yatar pozisyonda çalışırken hissettiği o küçük mutluluğu hiç hesaba katmıyor. Bu yüzden savaşı şimdilik bilim değil, sehpa ve yatak kazanıyor.
Peki sizin evde halı kültüründen gelen, sizi her yakaladığında jurnleyen bir “Defne’niz” var mı? İSG kurallarına en çok ihanet eden ve en sevdiğiniz çalışma pozisyonunuz hangisi? (Cevap ne kadar ağrılıysa, o kadar puan kazanırsınız. Bir yüksek lisanslı olarak kağıtları ben okuyacağım, Defne de denetleyecek!)






Bir yanıt yazın