Türkiye’de Eğitim Sistemi ve Beyin Göçü

Türkiye’de Eğitim Sistemi ve Beyin Göçü

Türkiye’de Eğitim Sistemi ve Beyin Göçü

Türkiye’de bir çocuğun çok zeki olduğunu nasıl anlıyoruz? Oldukça bilimsel yöntemlerle tabii. TYT ve ATY sonucu açıklanıyor. Çocuk Türkiye genelinde yüzde 1’lik dilime giriyor. Aile bir anda ciddi bir toplantı moduna geçiyor. “Doktor olacak.” Çocuk: “Ben robot yapmak istiyorum.” “Önce doktor ol, sonra yaparsın.” “Ben uzay teknolojileriyle ilgileniyorum.” “Doktor ol, uzaya da gidersin.” “Ben yapay zekâ çalışmak istiyorum.” “Doktor ol, sonra yapay zekâyla ilgilenirsin.”

Bir süre sonra çocuk şunu öğreniyor: Türkiye’de bütün yollar Roma’ya değil, tıp fakültesine çıkıyor.

Yanlış anlaşılmasın. Doktorluk çok değerli bir meslek. İnsanların hayatını emanet ettiği, büyük emek ve sorumluluk gerektiren bir alan. Ama bazen öyle davranıyoruz ki sanki ülkenin tek ihtiyacı doktor. Sanki hastaneleri kuran, MR cihazını geliştiren, yazılımları yazan, ilaçları bulan, ameliyat robotlarını tasarlayan insanlar uzaylı.

Birisi çıkıp şu soruyu sorsa çok güzel olacak: Bu kadar doktoru kim destekleyecek? Çünkü bir yanda mühendisler, fizikçiler, kimyagerler, biyomedikal mühendisleri, genetik araştırmacıları ve yazılımcılar var.

Ama bizde toplumsal denklem çok basit: En yüksek puan = Doktor. Biraz daha düşük puan = Mühendis. Daha da düşük puan = “Bir şey olur artık.”

Bu denklemin en altına da meslek liselerini koyduk. Oysa sanayiyi, üretimi, teknolojiyi sırtlayacak o ara elemanları —yani geleceğin asıl ustalarını— “akademik başarısı düşüklerin sığınağı” haline getirdik. Fabrikada çarkı döndürecek teknik aklı küçümsedik, laboratuvarda teoriyi üretecek mühendisi doktorun gölgesinde bıraktık.

Sonra da ülkece teknoloji ithal ederken şaşırıyoruz.

Bir de bizim garanti meslek sevdamız var. 18 yaşındaki çocuk daha kendi karakterini keşfetmeden emeklilik planı yapıyor. “Evladım garanti iş olsun.” Dünyanın büyük buluşları risk alan, merak eden ve deneyen insanlar tarafından yapılıyor. Biz ise çocuklara daha lise çağında riskten uzak durmayı öğretiyoruz. Sonra da “Neden dünya markamız yok?” diye soruyoruz.

Bir süre sonra değer görmediğini düşünen mühendisler, araştırmacılar ve bilim insanları bakıyorlar ki laboratuvar yok, bütçe yok, fikirlerini üretime dönüştürecek tek bir Ar-Ge tesisi yok… Mecburen bavullarını topluyorlar. Almanya’ya gidiyorlar. İngiltere’ye gidiyorlar. Amerika’ya gidiyorlar. Biz de arkalarından bakıp şöyle diyoruz: “Vatanını neden bırakıp gidiyorlar ki?”

Belki de yanlış soruyu soruyoruz. Belki de asıl soru şu: Bir ülke neden en parlak çocuklarını tek bir mesleğe yönlendirir?

Doktorluk çok değerli. Ama bir ülke sadece doktorlarla kalkınamaz. Bilim insanlarına, mühendislere, yazılımcılara, araştırmacılara ve girişimcilere de aynı değeri, aynı bütçeyi ve aynı çalışma ortamını vermek zorundadır. Çünkü geleceği tek bir meslek grubu inşa etmez.

Belki de artık çocuklara “Kaç puan aldın?” yerine “Ne üretmek istiyorsun?” diye sormanın zamanı gelmiştir. Yoksa dünyanın en gelişmiş yapay zekâsını başkaları geliştirecek, en yeni enerji teknolojilerini başkaları üretecek, en büyük biyoteknoloji şirketlerini başkaları kuracak… Biz de gururla birbirimize şunu soracağız: “Bizim çocuk hangi hastanede uzmanlığını yapıyor?”

Çünkü mesele doktor olmak değil. Mesele, bir ülkenin en iyi beyinlerini doğru yerlere dağıtabilmesi. Ve bir ülke, en zeki çocuklarının hepsini aynı sepete koyacak kadar zengin değildir. Hele biz hiç değiliz.

eğitim sistemi, beyin göçü, meslek liseleri, tıp fakültesi, mühendislik, ar-ge eksikliği, kariyer planlama, türkiye yazıları

Hayatın Kendisi Bu…

Son yazılarımdan ilk siz haberdar olabilirsiniz. Bir adım önde olmak ve hiçbir şeyi kaçırmamak için hemen abone olun!

Hayatın Kendisi Bu...

Son yazılarımdan ilk siz haberdar olabilirsiniz. Bir adım önde olmak ve hiçbir şeyi kaçırmamak için hemen abone olun!

Okumaya Devam Edin