Geçenlerde İstanbul’dan uzak küçük bir kasabada, inşaat sonrası temizlik için fiyat sordum. Toplasan 2-3 günlük iş. Gelen fiyat: 50 bin TL.
İlk başta şaka yapıyorlar sandım. Ama değilmiş. Telefonu kapatıp uzun uzun düşündüm.
Yıllardır Avrupa’da yaşayan insanlardan hep aynı şeyi duyuyorduk:
- “Orada usta çağırmak çok pahalı.”
- “Musluk bozulunca insanlar kendileri tamir ediyor.”
- “Boyayı, badananı kendin yapıyorsun.”
Bana o zaman biraz abartı gibi geliyordu. Şimdi fark ediyorum ki o sistem yavaş yavaş burada da oluşuyor. Ve açık söylemek gerekirse mesele sadece ekonomi değil.
Bir noktada hepimiz aynı hayalin peşinden koştuk çünkü. Herkes çocuğu okusun istedi. Masa başı işi olsun. Klimalı ortamda çalışsın. “Büyük adam” olsun.
Hatta biraz daha derine inelim; aileler sırf erkek çocukları askere gidip de o zorlu, uzun dönemi yapmasın, “kısa dönem” gitsin ya da yedek subay olsun diye bile ne yapıp edip o üniversite diplomasını aldırmaya çalıştı. Eğitim, bir meslek veya zanaat edinme aracından ziyade; toplumsal statü satın alma ya da hayattaki bazı zorunluluklardan kaçma biletine dönüştü.
Sonra ne oldu?
Ortaya binlerce benzer üniversite diploması çıktı ama gerçekten iyi bir usta kalmadı. Dikkat edin; CV gönderen üniversite mezunu çok insan var ama işini gerçekten iyi yapan tesisatçı, boyacı, marangoz ya da temizlik ekibi bulmak gittikçe daha zor. Bulunca da artık fiyatı onlar belirliyor.
Ve galiba yıllarca küçümsenen, “okumazsan sanayiye veririz” diye tehdit unsuru yapılan o “el emeği” tarafı bugün yeniden değer kazanmaya başladı. Aslında belki de haklılar. Çünkü gerçekten zor işler bunlar. Bedensel olarak yorucu, emek isteyen işler. Ama yıllarca bu ülkede bazı meslekler gereğinden fazla değersizleştirildi, toplumsal olarak aşağıda görüldü.
“Herkes üniversite okusun” fikriyle büyüdük biraz. Şimdi sonuçlarını yaşıyoruz.
Bir yandan da sanırım önümüzdeki yıllarda hepimiz biraz daha “kendin yap” insanına dönüşeceğiz. YouTube’dan sifon tamiri öğrenen, duvar boyayan, IKEA kurulum videolarıyla yaşayan bir nesil geliyor gibi hissediyorum. Çünkü bazı şeyleri sürekli hizmet olarak satın almak gerçekten lüks olmaya başladı.
Ama işin ilginç tarafı şu: İnsan bir şeye çok para verince önce sinirleniyor, sonra durup düşünmeye başlıyor.
Asıl mesele sadece “çok pahalı” olması değil çünkü. Mesele şu:
- Biz hangi işleri değerli gördük, hangilerini görmedik?
- Bugün iyi bir usta bulmak neden bu kadar zor?
- Neden herkes aynı yollara yöneldi?
- Neden gençler artık çırak olmak istemiyor?
Galiba mesele tam da burada düğümleniyor.
Ve sanırım önümüzdeki dönemde en kıymetli insanlar; sadece bilgisayar başında çalışanlar değil, gerçekten bir şeyi tamir etmeyi, üretmeyi ve yapmayı bilen insanlar olacak.
Çünkü günün sonunda hayat hâlâ çok fiziksel bir yer. Musluk akıyor. Duvar çatlıyor. Ev kirleniyor. Ve bir noktada birinin gelip bunları gerçekten yapması gerekiyor.






Bir yanıt yazın