Hayatımız boyunca en çok duyduğumuz kelime büyük ihtimalle kendi ismimizdir. Okulda yoklama alınırken, ilk iş görüşmesinde, yeni biriyle tanışırken…
Bazılarımızın ismi her seferinde doğru söylenir. Bazılarımızınki ise her tanışmada ayrı bir telaffuz sınavına dönüşür.
Peki hiç düşündünüz mü? Az rastlanan bir isme sahip olmak gerçekten bir avantaj mı?
İlk İzlenim İsminizle Başlıyor
İnsan beyni farklı olanı daha kolay fark eder. Kalabalıkta herkes sık duyulan isimler taşırken bir de daha önce hiç duymadığınız bir isim söylenirse muhtemelen dikkatinizi çeker, birkaç gün sonra bile hatırlarsınız.
İnsanlar merak eder. Sohbet başlar. İsim, buzları eriten ilk konuya dönüşür. Ne iş yaptığınızı, nereli olduğunuzu ya da havanın neden bir türlü düzelmediğini anlatmak zorunda kalmadan hazır bir konunuz vardır.
Tabii bu avantajın bir de öbür yüzü var.
Farklı Olmanın Bir Bedeli de Var
Az rastlanan bir isminiz varsa şu sorular size yabancı değildir: “Bir daha söyler misiniz?” “Nasıl yazılıyor?” “Anlamı ne?”
İsminizi bir kez söylersiniz, karşı taraf yanlış anlar. İkinci kez söylersiniz, bu defa yanlış yazar. Üçüncüde hecelersiniz. Sonunda doğru yazılıp yazılmadığını kontrol etmek için kimlik göstermeniz gerekir.
Bizim ailede bunun daha ileri bir örneği var. Teyzemin adı Havva ama nüfus cüzdanına Hava yazılmış. Biz de kendisine kısaca Air diyoruz. Nüfus müdürlüğünde yapılan bir harf hatası, aile içinde uluslararası bir markaya dönüştü. Bir de soyadını değiştirseydi havayolu şirketi kurmaya hazırdık.
Çocukken bu farklılık can sıkıcı olabilir. Öğretmeniniz adınızı yanlış okur, düzeltirsiniz, bir daha sorar, sınıfın geri kalanı da öğrenir. Böylece daha ilk derste bütün sınıfa kendinizi tanıtmış olursunuz. Üstelik sunum hazırlamanıza gerek kalmadan.
Benim de çocukluktan kalma bir hikâyem var. Adım Dilara. O yıllarda Heidi diye bir çizgi film vardı ve içinde Clara adında bir kız. Benimle “Clara” diye dalga geçerlerdi. Dilara ile Clara benzer isimlerdi, ama Clara kötü kalpli bir kızdı, bu nedenle her seferinde çok üzülürdüm.
Yıllar geçtikçe aynı farklılık işinize yaramaya başlayabilir. Çocukken her seferinde açıklamak zorunda kaldığınız isim, iş hayatında insanların sizi hatırlamasını kolaylaştırıyor. İsim aynı isim, sadece dinleyiciler değişiyor.
Dijital Dünyada İsimler de Değişti
Eskiden insanlar sizi hafızalarında arardı. Bugün Google’da, LinkedIn’de, Instagram’da.
Az rastlanan bir isminiz varsa internette başka insanlarla karışma ihtimaliniz daha düşük. Kişisel marka oluşturmaya çalışanlar için bu bir avantaj. Tabii adınızı yazdığınızda yalnızca kendi bilgilerinizin çıkması henüz kişisel marka sahibi olduğunuz anlamına gelmiyor. Belki yalnızca aynı adı taşıyan başka kimsenin olmadığını öğrenmişsinizdir. Bir başarı hikâyesi değil ama dijital kalabalıkta kendinize bir sandalye bulmuşsunuzdur.
İsminiz çok yaygınsa durum farklı: doktor, avukat, emlakçı ve yıllardır görüşmediğiniz eski sınıf arkadaşınız arasında kendinizi bulmak için kendi hayatınızın dedektifi olmanız gerekir.
Karizma Gerçekten İsimde mi?
Bazı insanlar çok sıradan isimlere sahip olmasına rağmen unutulmuyor. Bazıları ise çok özgün isimler taşımasına rağmen aklımızda yer etmiyor.
Bir gün birinden şu yorumu duymuştum: “Acun diye biri olmasaydı, bugün bu ismi belki de hiç konuşuyor olmayacaktık.” Gerçekten de Acun, Türkiye’de oldukça az rastlanan bir isim. Elbette Acun Ilıcalı’nın başarısını ismiyle açıklamak mümkün değil. Onu taşıyan şey yaptığı işler, cesur kararları ve kurduğu medya markası. Ama bugün “Acun” dediğimizde çoğumuzun aklına doğrudan aynı kişinin gelmesi ilginç değil mi?
İsim tek başına başarı getirmiyor. Ama başarılı bir insan, ismine yepyeni bir anlam kazandırabiliyor. İsminiz sizin yerinize çalışmıyor. Keşke çalışsaydı; biz de sabahları alarmı değil, ismimizi kurardık.
Çocuklarımıza Aslında Ne Veriyoruz?
Eskiden çocuklara aile büyüklerinin isimleri verilirdi. Bugün birçok anne baba başka kimsede olmayan, anlamı güzel, kolay hatırlanan bir isim arıyor. Bir de öğretmeni ilk denemede doğru okuyabilsin. İşte sonuncusu biraz zorlayıcı.
Bir de sırf farklı olsun diye isim arayanlar var. Yamaç, Kayaç, Mila derken isim seçimi bazen özgünlük yarışına dönüşüyor. Sanki çocuklarına daha önce kimsenin duymadığı bir isim bulamazlarsa doğum belgesi eksik kalacak.
İsim seçmek bazen kardeşler arasında bile bir uyum projesine dönüşüyor. Gazeteci Hıncal Uluç ile ağabeyi Öcal Uluç’un isimleri gibi: Hıncal ve Öcal. Kulağa kafiyeli bir ikili gibi geliyor. Bunun tesadüf mü, bilinçli bir seçim mi olduğunu bilmiyorum ama kardeşlerin isimlerini birbirine uydurmak, anne babaların hiç yabancı olmadığı bir yaratıcılık.
Bir de isim modaları var. Bir dönem herkesin isminde bir Can veya Nur görmeye başladık. Yetmedi, iki isimleri birleştirdik: Ece Nur, Elif Nur, Ceren Nur… Erkeklerde de Can eki oldukça verimli bir alan. Sanki isim tek başına işe girmek için yeterli referansa sahip değilmiş gibi yanına bir destek daha alıyor.
Bir de -han ve -hanlı isimler var. İsim ne kadar heybetli olursa çocuğun geleceği de o kadar garantiymiş gibi. Sanki nüfus cüzdanına yazılan hanedan unvanı, ileride yönetici pozisyonuna geçerken CV’ye otomatik olarak eklenecek.
Dini isimlerde ise ayrı bir hassasiyet var. Çocuğa manevi değeri olan bir isim koymak istemek elbette anlaşılır. Ama bazen isim seçimi, anlamını öğrenmekten çok mümkün olan en uzun kombinasyonu oluşturma yarışına dönüşüyor. Ebubekir Sıddık Can mesela… Çocuğa isim mi koyuyoruz, yoksa nüfus müdürlüğünde üç kişilik bir heyeti mi kayda geçiriyoruz? Yoklamada öğretmen ismi bitirene kadar dersin ilk on dakikası geçmiş olabilir. Üstelik bir ismin Arapça olması otomatik olarak güzel bir anlam taşıdığı anlamına gelmiyor; anlamını bilmeden, sırf kulağa etkileyici geldiği için seçmek de ayrı mesele. Ömür boyu taşıyacağı bir isim veriyoruz, hiç değilse ne anlama geldiğini bilsek fena olmaz.
İşin ironik tarafı şu: Bir yandan çocuğumuzun diğerlerinden farklı olmasını istiyoruz, bir yandan da herkesin peşinden gittiği modaları takip ediyoruz. Sonuçta sınıfta dört Elif Nur, üç Can ve iki Emir çıkınca özgünlük projesi biraz sekteye uğrayabiliyor.
Çocuk büyüyünce kendini tanıtırken bir de şu cümleyi eklemek zorunda kalmasın: “Evet, ismim gerçekten böyle. Hayır, yanlış duymadınız.” İnsan ister istemez düşünüyor: Çocuğa isim mi veriyoruz, yoksa piyasaya yeni bir marka mı çıkarıyoruz?
Son Söz
Az rastlanan bir isim sizi daha görünür kılabilir, daha kolay hatırlanmanızı sağlayabilir, ilk sohbeti başlatabilir. Ama bir ismin ilginç olması, sahibinin de ilginç olacağını garanti etmiyor. İnsanlar bir süre sonra ismi değil, o ismin arkasındaki insanı hatırlıyor.
Sonuçta hepimizin adı bize doğduğumuz gün veriliyor. Ama o isme anlam kazandırmak, hayatımız boyunca bize kalıyor.
Peki sizce insanları unutulmaz yapan şey isimleri mi, yoksa o ismin arkasında bıraktıkları hikâye mi?






Bir yanıt yazın