Bir gün eski işyerime giderken, evde akşamdan kalmış tek bir yufkanın içine biraz peynir koyup zarf gibi katlayarak tavada gözleme yapmıştım.
İşe götürüp yanımdaki arkadaşıma ikram ettim.
Şok geçirdi.
“Bunu nasıl yaptınız?”
“Sabah kaçta kalktınız?”
“Çok zor olmadı mı?”
Bir an kendimi Michelin yıldızlı bir şef gibi hissettim.
Oysa yaptığım şey sadece bir yufkanın içine peynir koyup birkaç dakika tavada pişirmekti.
Sonra fark ettim ki insanlar yemek yapmayı inanılmaz derecede gözlerinde büyütüyorlar.
Sanki sağlıklı bir şey hazırlamak için üç saatlik boş zamana, profesyonel mutfağa ve gastronomi diplomasına ihtiyaç varmış gibi davranıyoruz.
Hal böyle olunca da paketli gıdalar, hak etmedikleri bir kahramanlık payesi kazanıyor.
Kahvaltıda Hız, Öğle Yemeğinde Paketli Teslimiyet
“Kendine saygısı olmayan” bir süper kahraman, sabah kalkar kalkmaz beynine şu sinyali verir:
“Vücuda giren her şey hızlı olmalı!”
Onlar için taze meyve, yumurta veya tam tahıllı ekmek gibi sıkıcı, enerji veren tabaklar tamamen zaman kaybıdır. Ne yapar? Marketten alınmış, parlak ambalajlı, şekerli kruvasan ve yanında gazlı bir içecekle günü başlatır. Bu, güne hızlı bir sıfır besin değeriyle başlamanın en pratik yoludur.
Öğle yemeği ise tam bir operasyonel mükemmellik örneğidir. Sebze mi? Protein mi? Hayır, teşekkürler. Tercih edilen şey, masadan kalkmadan yenebilecek, yüksek tuzlu, bol koruyuculu, paketin içinde doğmuş gibi duran bir atıştırmalık veya sandviçtir. Beyin için hızlı bir şeker vuruşu sağlarken, vücut için bu tam bir felaket notudur. Amaç, mideyi doldurup en kısa sürede “daha önemli” işlere dönmektir.
Çünkü insanlığın ilerlemesi, o 7 dakikalık salata hazırlama süresi yüzünden gecikemez.
Abur Cubur: Duygusal Yemeğin Sanat Eseri
Duygusal yemek yemeyi abartmak, kendine saygısızlığın klasik bir işaretidir. Bu, sıradan bir atıştırmalık değil, tam bir “kendini ödüllendirme” ritüelidir.
Canı sıkılan, iş yerinde bunalan ya da sadece “bugün hak ettim” diyen kişi, kalorisi yüksek ama besin değeri düşük bir tatlıyı seçer. Bunu yaparken kendisiyle arasına şu ironik mesafeyi koyar:
“Stres attım.”
Ama aslında sadece gelecekteki kendisine ihanet etmiştir.
Bu kişiler için abur cubur, geçici bir sığınaktır. Sağlıklı atıştırmalıklar (fındık, meyve, yoğurt) ise “büyük bir çaba” gerektirdiği için dışlanır. Neden kendimizi yoralım ki? Koltuğa uzanıp, vicdan azabı çekmeden cips paketini bitirmek varken, kim hayatını uzatmaya çalışır?
Restoran Seçimleri ve Mikrodalga Şefliği
“Kendine saygısı olmayanlar”, “gurme yemeklere” veya “sağlıklı seçeneklere” yatırım yapmazlar. Onlar için lezzet, kalite veya tazelik, hızın ve ucuzluğun gerisinde kalır.
Fast food zincirleri ve mikrodalga hazır yemekler, onların en iyi dostudur. Bu kişiler, sağlıklı yaşamın önündeki en büyük engeli, o meşhur “Zamanım yok” bahanesini, bir savunma mekanizması olarak kullanırlar.
“Benim öyle yavaş yavaş sebze doğrayacak lüksüm yok. Benim hayatım aksiyon dolu! O yüzden mikrodalgada 3 dakikada hazırlanan ve tadı 3 yıl öncesinden kalma gibi olan bu yemeği yiyorum.”
Bu, yemek sanatına değil, pratiğe yapılan bir yatırım demektir.
Kendine Saygıyı Yemeğe Yansıtmak (Ya da Neden Olmasın?)
Elbette, hayatında küçük bir tutarlılık ve sağduyu kırıntısı isteyenler için başka bir yol daha var. Kendi bedenine ve sağlığına değer veren o aşırı özenli insanlar, besin seçiminde şu sıkıcı şeylere özen gösterir:
- Kahvaltıda: Taze meyve, yumurta veya tam tahıllı ekmek (neden bu kadar karmaşık?)
- Öğle yemeğinde: Dengeli protein ve sebze (biraz abartılı değil mi?)
- Atıştırmalıklarda: Doğal ve besleyici seçenekler (hayır, cips değil!)
Unutmayalım: Yemek, sadece karın doyurmak değildir; aynı zamanda kendine saygının bir yansımasıdır. Kendinize saygı gösteriyorsanız, ne yediğinize de saygı göstermekten çekinmezsiniz.
Ancak itiraf edelim, bazen o kendine saygısızlık anları, hayatın en tatlı ve en yağlı kaçamaklarıdır! Kim bilir, belki de hepimiz içimizde küçük bir “Fast Food Kralı/Kraliçesi” taşıyoruz.
Gece yarısı saat 12’de, Çamlıca’daki Durmuş Usta Kokoreç’e gidip çeyrek ya da yarım kokoreç + ayran yapacak kadar bile.
Okuyuculara soru: Sizin kendinize saygısızlık seviyesindeki en sevdiğiniz yemeğiniz nedir? (Cevabınız ne kadar utanç vericiyse, o kadar iyidir!)
Not: Bu yazı ironi içerir. Eğer kendinizi bir yerlerde yakaladıysanız, kulübe hoş geldiniz.






Bir yanıt yazın