Bundan birkaç ay önce bir FRC takımımızın düzenlediği panelde konuşmacıydım. Konu Dünya Kız Çocukları Günü’ydü; eşitlik, kapsayıcılık, çeşitlilik, liderlik falan… Ama öyle “uzaktan konuşulan” teorik konular gibi değil. Daha çok günlük hayatın tam kalbinden. Robot sahasında da var, ofiste de var, hatta kahve sırasındayken bile var.
Eşitlik mesela… Hâlâ çoğu yerde “herkese aynı şeyi verelim” diye anlaşılıyor. Ama aslında mesele o değil. Aynı kahve makinesinde sıra beklemek değil, kimsenin kahvesinin o sırada soğumaması gibi bir şey. Yani herkesin ihtiyacına göre yapılan küçük, ince dokunuşlar.
Bunu ben biraz geç fark edenlerdenim. İkiz annesiyim. Çocuklar küçükken içim rahat olsun diye ikisini de aynı anda yüzmeye gönderdim, ikisini de jimnastiğe yazdırdım. “Ne güzel, ikisine de eşit davranıyorum” diye gururlanıyordum. Sonra bir psikolog bana şunu söyledi ve o gün kafamda taşlar yerine oturdu:
“Herkese aynı şeyi vermek eşitliktir ama adalet değildir. Adalet, herkesin ihtiyacına göre farklı destek verebilmektir.”
Birine çok iyi gelen şey, diğeri için sadece “gitmiş olmak” olabiliyor. Ekiplerde de durum tam olarak aynı. Herkesin birbirinin kopyası olduğu bir yapı çok işe yaramıyor. Sadece teknik bilenlerle bir yere kadar gidiliyor. Araya biraz tasarım, biraz iletişim, biraz da ortamı yumuşatan bir vizyon girince iş başka bir boyuta evriliyor. Yoksa bir noktada herkes aynı ekrana bakıp “Bir şey eksik ama ne?” diye kalakalıyor.
Kapsayıcılık dediğimiz şey de aslında devrimsel bir hareket değil; bazen sadece “Sen ne düşünüyorsun?” diye sormak. Özellikle sessiz kalanlara… Çünkü bazen en parlak fikirler, hiç konuşmayanlardan çıkıyor. Ama kimse sormazsa, onlar da söylemiyor.
Liderlik konusu da bence biraz yanlış anlaşılıyor. En çok konuşan ya da sürekli yön veren olmak değil; birine “Bunu sen dene istersen” diyebilmek ve gerçekten arkasında durmak. O güven hissi sağlandığında, insanlar zaten kendiliğinden sorumluluk alıyor.
Robot yarışmaları, STEM projeleri… Bunların hepsi çok değerli ama asıl mesele bu vizyonun yarışma alanında kalmaması. Orada öğrenilen özgüveni hayata taşıyabilmek. Özellikle kız çocukları için bu alanların sadece “mümkün” değil, “ulaşılabilir” olduğunu gerçekten hissettirebilmek gerekiyor.
Panelden sonra aklımda kalan şey çok basitti: Bu kavramlar büyük sloganlar gibi duruyor ama hepsi küçük davranışlarla başlıyor. Ve en önemlisi de şu galiba: Gerçekten dinlemek.
Çünkü biri konuşurken onu can kulağıyla dinlemezsek; ne eşitlik kalıyor ne kapsayıcılık… Kahveler ise o gürültüde çoktan soğumuş oluyor.






Bir yanıt yazın