Zaman zaman kamuoyunun gündemine düşen bazı olaylar, tek başına yaşanmış bir vakadan ibaret kalmaz; toplumun değerleri, hassasiyetleri ve güven duygusu üzerine yeniden düşünmemize neden olur. Son günlerde tartışılan bir iddia da tam olarak böyle bir etki yarattı.
İddiaya göre bir kişi, babasının vefatı sonrası hayır yapmak amacıyla kalabalık bir topluluğa yemek dağıttı. İlk bakışta sıradan, hatta takdir edilesi görünen bu davranış, sonradan ortaya atılan bir iddiayla bambaşka bir yere evrildi: Dağıtılan yemeğin domuz etinden yapılmış kavurma olduğu öne sürüldü.
Olayın yankı uyandırmasının nedeni yalnızca etin türü değil; nerede, nasıl ve hangi niyetle dağıtıldığına dair sorular oldu.
Hayır Kavramı ve Toplumsal Algı
Toplumumuzda “hayır yapmak”, yalnızca bir ikramda bulunmak değildir. Aynı zamanda ortak değerlerle uyumlu, güvene dayalı bir davranış olarak görülür. İnsanlar kendilerine sunulan bir yemeğin içeriği konusunda bilgilendirilmeyi doğal bir hak kabul eder.
Bu olayda tartışmayı asıl büyüten nokta da tam olarak burasıdır:
Yemeğin içeriğine dair açık bir bilgilendirme yapılmadığı iddiası, birçok kişide etik sınırların aşıldığı hissini doğurdu.
Dini Hassasiyetler Meselesi
Türkiye gibi dini ve kültürel hassasiyetlerin güçlü olduğu bir toplumda, hayır kavramı çoğu zaman dini bir çerçevede algılanır. Bu nedenle dağıtılan gıdanın içeriği, yalnızca bireysel bir tercih olmaktan çıkar; toplumsal bir sorumluluğa dönüşür.
Domuz eti, İslam inancında haram kabul edildiği için, bu iddia doğruysa olay sadece “kişisel bir tercih” ya da “masum bir şaka” olarak görülemez. İnsanlara farkında olmadan inançlarıyla çelişen bir durum yaşatıldığı düşüncesi, tepkilerin temel nedenlerinden biri oldu.
Gıda Güvenliği, Şeffaflık ve Küçük Yazılar
Günümüzde bireyler:
- Ne yediklerini bilmek,
- İçerik hakkında açıkça bilgilendirilmek,
- Tercihlerini buna göre yapmak
ister.
Bu, sadece dini değil; etik ve hatta hukuki bir beklentidir.
Ve tam bu noktada insan ister istemez şu soruyu soruyor:
Gerçekten tabela mı koymazdı?
“Bilginize: Bu yemek domuz etlidir” gibi basit bir uyarı, tüm bu tartışmayı daha başlamadan bitirebilirdi. Ama tabela yok. Bilgilendirme yok. Seçme hakkı yok.
Bu sessizlik, masum bir unutkanlıktan çok, planlı bir suskunluk hissi yaratıyor.
Hayır Ama Hafif Bir İç Tatminiyle
Düşünsenize…
Kalabalık bir topluluk, kutsal bir mekânın önü, tabak tabak dağıtılan yemekler. Kimse sormuyor, kimse sorgulamıyor. Çünkü ortada “hayır” var. Hayırın sorgulanmadığına dair yazılı olmayan bir toplumsal anlaşma.
Ve tam bu noktada olay, bir iyilikten çok sessiz bir zafer anına dönüşüyor olabilir.
Hayır yapılmış mı?
Yapılmış gibi.
Ama bir yandan da içten içe:
“Bakın, fark etmediniz bile.”
“Hocam, Ben Şimdi Hayır mı İşledim, Günah mı?”
İşin en ironik sahnesi ise burada başlıyor.
Adamın cami hocasına gidip şu soruyu sorduğunu hayal edin:
“Hocam… ben şimdi hayır mı işledim, günah mı?”
Hoca duruyor.
Düşünüyor.
Cevap gelmiyor.
Çünkü bu soru ilmihalde yok.
Bu, klasik bir fetva sorusu değil.
Bu, ahlâkla ironinin çarpıştığı gri bir alan.
Ne diyeceksin?
- “Hayırdır” desen, içeriğe takılıyorsun.
- “Günahtır” desen, niyete.
- “Bir daha yapma” desen, zaten yapılmış.
Cevap gelmiyor.
Gelmez de.
İnançla Dalga Geçmek mi, İnsanla Oynamak mı?
Bu noktada mesele domuz eti meselesini çoktan aşmış durumda. Konu, insanların inancıyla sessizce dalga geçmek ama bunu yaparken “ben sadece yemek dağıttım” diyebilmek.
Çünkü gerçekten saygı gözetilseydi:
- Tabela olurdu,
- Açık bilgilendirme olurdu,
- İnsanlara tercih hakkı tanınırdı.
Bunların hiçbiri yoksa, ortada hayırdan çok “bak ne yaptım” keyfi vardır.
Toplumsal Güvenin İnce Kabuğu
İnsanlar kamusal alanda dağıtılan bir yemekte şunu düşünmez:
“Acaba biri bana ideolojik bir şaka mı yapıyor?”
Ama demek ki artık düşünmeliymiş.
Bir kişinin kendince “ince zekâ” saydığı şey, onlarca insanın güvenini mideyle birlikte yakabiliyor.
Sonuç: Hayır, Gösteri ve Sessiz Kahkahalar
Bu hikâye bize şunu hatırlatıyor:
Hayır yapmak, sadece yemek dağıtmak değildir. Şeffaflık, empati ve saygı da gerektirir.
Aksi halde geriye şunlar kalır:
- Cevapsız kalan bir hoca,
- Ne yediğini sonradan öğrenen insanlar,
- Ve içinden “oh” çekip kendini akıllı sanan biri.
Hayır mıydı, günah mıydı?
Belli değil.
Ama kesin olan bir şey var:
Bu, iyi niyetle yapılmış bir iş gibi durmuyor.







Bir yanıt yazın