Bugün 30 Aralık. İstanbul’da saat sabah 8 olmuş ama dışarısı hâlâ zifiri karanlık. Servisler kornalar eşliğinde mahalleleri dolaşıyor, ilkokul çocukları montlarının içine gömülmüş, henüz uyanamamış halde kaldırım kenarlarında bekliyor. Vapur iskelelerinde gözler mahmur, yüzlerde bir tür “gece mesaisi” yorgunluğu…Çünkü kalıcı yaz saati uygulaması var.
Böyle bir günde hepimizin aklına düşen o soru: Bu saat uygulaması gerçekten işe yarıyor mu, yoksa hayatımızı mı zorlaştırıyor?
Neydi, Ne Değildi?
Türkiye, 2016’dan bu yana “kalıcı yaz saati” uygulamasında. Yani saatleri her yıl ileri alıp geri almıyoruz; hep ileri, hep “yaz”. Hedef; gün ışığından daha fazla faydalanmak ve enerji tasarrufu sağlamak. Kâğıt üstünde mantıklı görünen bu sistem, pratikte sosyal ve biyolojik bir karmaşaya dönüşmüş durumda.
Vücudumuz Neden Direniyor?
Mesele sadece uykusuzluk değil; mesele biyolojik saatimiz, yani sirkadiyen ritmimiz. İnsan beyni, gün ışığını gördüğünde uyanması için tasarlanmıştır. Karanlıkta zorla uyandırılan bir beden, melatonin (uyku hormonu) salgılamaya devam ederken bir yandan kortizol (stres hormonu) üretmeye çalışır.
Bu “hormon savaşı”, sabahları kronik yorgunluğa, odaklanma sorunlarına ve uzun vadede bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açıyor. Güneş doğmadan ilk dersine giren bir çocuğun veya iş başı yapan bir yetişkinin zihni, aslında hâlâ yastıkta kalıyor.
Güvenlik ve Sosyal Boyut: Karanlık Sokaklar
Bu uygulamayla birlikte akşamları hava biraz daha geç kararıyor, evet. Ama bunun bedeli sabahları tekinsiz bir karanlığa uyanmak oluyor. Bu sadece bir konfor meselesi değil, aynı zamanda bir güvenlik sorunu. Sokak lambalarının her zaman yanmadığı, kaldırımların güven vermediği ara sokaklarda; işe gitmek için erkenden yollara düşen kadınlar ve okula giden gençler için zifiri karanlık, tedirgin edici bir belirsizlik demek. Şehir hayatının stresi, sabahın bu sessiz ve karanlık kaygısıyla katlanarak artıyor.
Peki Ya Tasarruf ve Ekonomi?
Enerji tasarrufu hedefiyle başlanan bu uygulamanın sonuçları hâlâ tartışmalı. Bazı raporlar tasarruf sağlandığını söylese de, bağımsız kurumlar sabahları artan aydınlatma ve ısınma ihtiyacının, akşamki kazancı nötrlediğini savunuyor.
Bir de madalyonun ticari tarafı var. Avrupa ile aramızdaki saat farkının kışın 3 saate çıkması, iş dünyasını senkronizasyon sorunlarıyla karşı karşıya bırakıyor. Londra veya Berlin’deki bir iş ortağıyla mesai saati içinde iletişim kurabileceğimiz süre kısıtlanırken, borsa ve finans piyasaları arasındaki makas açılıyor. Bu kopukluk, ‘enerji tasarrufu’ iddiasıyla kazanılanın, ticari verimlilik kaybıyla geri verilmesi anlamına gelebilir.
Türkiye’nin Saati Neresi?
Resmî olarak Türkiye, saat dilimi olarak GMT+3’te (30° Doğu Meridyeni – İzmit) sabitlenmiş durumda. Ancak Türkiye’nin doğusu ile batısı arasında 76 dakikalık bir zaman farkı var. İstanbul’da saat 8’de zifiri karanlık hakimken, Kars’ta güneş çoktan doğmuş oluyor. Bu tek saatlik sistem, ülkenin batısındaki yaklaşık 40-50 milyon insanı sabahları karanlığa hapsediyor.
Çözüm Var mı?
Aslında çözüm önerileri masada duruyor:
- Esnek Mesai ve Okul Saatleri: En azından kış aylarında okulların ve bazı kamu kurumlarının başlama saatleri 09:00 veya sonrasına ertelenebilir.
- Kış Saatine Dönüş: Coğrafi gerçeklere uygun olarak kış aylarında yeniden GMT+2 dilimine geçilebilir.
- Şeffaf Veri: Tasarruf miktarları ve halkın psikolojik durumuyla ilgili şeffaf veriler paylaşılarak ortak bir karara varılabilir.
Sonuç
Kalıcı yaz saati uygulaması, güneş ışığına değil, insanlara göre ayarlanmalı. Saatleri ileri almak kolay, ama çocukların uykusuzluğunu, kadınların karanlık sokaktaki stresini veya bir ülkenin biyolojik yorgunluğunu ileri alamıyoruz. Eğer bir sistem, sabahın köründe karanlığa uyanan çocukların gözlerindeki mahmurluğu gideremiyorsa, orada durup bir kez daha düşünmek gerekir.
Siz bu sabah evden çıkarken hava nasıldı? Bu karanlık döngü motivasyonunuzu nasıl etkiliyor?







Bir yanıt yazın